| Sitemizi kullanabilmeniz için tarayıcınızda javascriptlerin çalışmasına izin vermelisiniz. |
Hipertrofik kardiyomiyopati, kedilerde en sık teşhis edilen kalp hastalığıdır. Feline Hipertrofik Kardiyomiyopati (HCM), bir kedinin kalbinin kas duvarlarının kalınlaşmasına, kalbin veriminin düşmesine ve bazen vücudun diğer bölgelerinde semptomlara neden olan bir durumdur. HCM'nin nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte, bazı ırklarda (Maine Coon, Ragdoll, British, Sfenks, Chartreux ve İran kedileri dahil) daha yaygın olması ve bazı kedilerde birkaç kardiyak (kalp) geninde mutasyonlar olması ve bu geni taşıyan kedilerde kedilerde hastalığın tespit edilmesinden dolayı genetiğin rol oynadığını düşündürmektedir. Hastalığın etkileri ve prognozu (öngörülen sonuç) kedilerde önemli ölçüde değişebilirken, doğru teşhis ve tedavi, HCM'li bir kedinin belirli semptomları gösterme şansını azaltabilir ve yaşam kalitesini iyileştirebilir. HCM'li bir kedide, kalbin sol ventrikülü (birincil "pompa kası") kalınlaşarak kalp odasının hacminde bir azalmaya ve kalp kasında anormal gevşemeye yol açar. Bu değişiklikler kalbin hızla atmasına neden olarak oksijen kullanımının artmasına ve muhtemelen kalp kasının oksijen açlığına neden olabilir. Bu oksijen açlığı, kalp hücrelerinin ölmesine, kalp fonksiyonunun kötüleşmesine ve aritmilerin (kalbin çok hızlı, çok yavaş veya düzensiz bir ritimle attığı) gelişmesine yol açabilir. Bu zorluklara ek olarak, daha az verimli kan pompalama, kanın kalbin diğer odacıklarına ve akciğerlere yedeklenmesine de yol açabilir, bu da konjestif kalp yetmezliğinin gelişmesine veya kalpte kan pıhtılaşmasına neden olabilir. Klinik Belirtiler HCM'li birçok kedi hasta gibi görünmez. Ancak bazı kediler, zor veya hızlı nefes alma, ağzı açık nefes alma ve uyuşukluk dahil olmak üzere konjestif kalp yetmezliği belirtileri gösterebilir. Bu semptomlar, akciğerlerin içinde veya çevresinde sıvı biriktiğinde ortaya çıkar. HCM'nin ciddi ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir sonucu, kalpte kan pıhtılarının oluşmasıdır. Bu pıhtılar, kan dolaşımında ilerleyebilir vücudun diğer bölgelerindeki akışa engel olurlar (tromboembolizm). Pıhtının etkisi, konumuna bağlıdır, ancak HCM'li kedilerde pıhtılar en yaygın olarak arka uzuvlara giden kan akışının bloke edilmesiyle sonuçlanarak akut şiddetli arka bacak ağrısına veya aşırı durumlarda arka bacak felcine neden olur. HCM'yi teşhis etmek ve durumu uygun şekilde tedavi etmek, klinik belirtilerin ciddiyetini azaltmaya yardımcı olabilir ve tromboembolizm olasılığını azaltabilir. Nispeten nadir olmasına rağmen, HCM'li kediler ani ölüm riski altındadır. Teşhis HCM, kalbin görüntüsünü oluşturmak için ses dalgalarını kullanan bir teknoloji olan ekokardiyografi ile teşhis edilir. HCM'li kedilerde, bu görüntüler kalbin sol ventrikülünün kalınlaşmış duvarlarını ve daralmış hacmini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, benzer kalp kalınlaşması, yüksek tansiyon ve hipertiroidizm gibi diğer yaygın durumlardan da kaynaklanır. HCM tanısı konmadan önce bu hastalıklar ekarte edilmelidir. Veteriner hekiminiz fizik muayene ve/veya ekokardiyografik bulgulara bağlı olarak göğüs röntgeni ve elektrokardiyografi gibi başka testler de önerebilir. Yeni genetik testler, kedinizin artmış HCM riskine sahip olup olmadığını belirlemeye de yardımcı olabilir, ancak bu tarama testlerinin sonuçları, bir veteriner uzmanının rehberliğinde dikkatlice yorumlanmalıdır, çünkü bu mutasyonlara sahip tüm kediler bu durumu geliştirmeyecektir. Tedavi HCM'nin bilinen bir tedavisi olmasa da, özel bir bakım planı, kedinizdeki durumun klinik belirtilerini yönetmenize yardımcı olabilir. Tedavi hedefleri arasında kalp atış hızının kontrol edilmesi, akciğer tıkanıklığının (konjestif kalp yetmezliği) hafifletilmesi ve tromboembolizme yol açabilen kan pıhtılarının oluşumunun önlenmesi yer alır. İlaç, HCM'nin yönetilmesine yardımcı olabilir ve durumu stabil olan hastalara ağızdan veya daha ciddi durumlarda enjeksiyon yoluyla uygulanabilir. Ne yazık ki, klinik belirtiler gözlenmeden önce başlandığında HCM'nin ilerlemesini önleyen hiçbir terapi gösterilmemiştir. Prognoz HCM'li kediler için prognoz (öngörülen sonuç) değişkendir. Herhangi bir klinik belirti göstermeyen kediler, kalp fonksiyonlarında hafif bir bozulma ile genellikle yıllarca hayatta kalabilirler. HCM en yaygın olarak ilerleyici bir hastalık olarak seyreder ve daha kötü bir prognoza işaret eden bulgular arasında konjestif kalp yetmezliği, tromboembolizm ve hipotermi (düşük vücut ısısı) bulunur. Ancak çoğu durumda tıbbi tedavi, kedinizin yaşam kalitesini önemli ölçüde arttırabilir. Kedinizin sağlığı ve tedavi seçenekleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için bugün Veteriner hekiminizle konuşun.
Bu enfestasyonun belirtileri tanınmalı ve kedinizin bu istenmeyen konukları hemen tahliye edilmelidir. Kulak uyuzu; kedi ve köpeklerde ama özellikle kedilerde daha sık olarak karşımıza çıkan bir sağlık sorunudur. Otodectes cynotis olarak adlandırılan kulak uyuzunu daha çok yavru kedilerde görürüz ancak her yaştaki kedi de bu etkenle enfekte olabilir. Etken, kedinin yaşadığı ortamda tek başına uzun süre canlı kalamaz ama uyuzu taşıyan kediyle olan direkt temas veya kedinin bulaştırdığı çevrede bulunan, aynı yatağı paylaşan kedilere bulaşma söz konusu olabilir. Kesin teşhis, etkenin alınan swapla bir hekim tarafından mikroskop altında görülmesi ile konulur. Kulak kiri olarak adlandırılan her akıntı kulak uyuzu sebebiyle oluşmaz bazı enfeksiyonlar da benzer bir görüntü sergiler. Yapılan mikroskobik incelemede bakteri, mantar gibi etkenler de uyuz etkeni ile beraber kombine olarak görülebilir. Tek başına sadece uyuzun oluşturduğu enfeksiyonlarda kulağın durumu ile kombine enfeksiyonlardaki görünüş aynı değildir. Miks enfeksiyonlarda akıntı ve kirli görünüş daha fazla olabilir. Tedavi Kulağın uygun topikal temizleyicilerle birlikte iyice temizlenmesi tedavinin esasını oluşturur ve uygulanan ilaçların daha iyi bir şekilde etkilemesini sağlar. Ayrıca anti-paraziter tedavinin de veteriner hekiminiz tarafından yapılması gerekecektir. Burada kullanılacak olan ürün tipi, kulağın ve enfeksiyonun derecesine göre veteriner hekim tarafından seçilmelidir. Eğer klinik ortamı dışında evde tedavinin devamı olarak size kulakları için ilaç reçete edilirse nasıl kullanmanız gerektiği yine açıklanmalıdır. Tedavi edilmeyen kulak uyuzları kulakta daha ileri boyutlarda hasara ve orta-iç kulak enfeksiyonlarına duyma kayıplarına yol açabilirken deri ve tüyler üzerine buluşan akarlar yine yaygın ve aşırı kaşıntı yalama ile karekterize dermatolojik problemlere neden olur ki, bu durum hem kedinin hem de sahiplerinin hayat kalitesini etkiler ve daha kapsamlı tedaviler gerektirir. Korunmada dikkat edilecek olan hususlar arasında, kedilerin iç ortamda bakılmaları ve sokağa çıkışlarının engellenmesi ve düzenli olarak hekim kontrolünde tutulmaları önemle rica olunur.
Lenfoma, lenf düğümlerinin ve lenfatik sistemin kanseridir. Bu kanser belirli bir bölgede lokalize olabilir veya tüm vücuda yayılabilir. Lenfatik sistem, lenf düğümlerini, dalak ve bademcikler gibi özel lenfatik organları ve lenfatik damarları içerir. Lenfatik sistem bu bileşenleri ile, vücutta sıvıların ve diğer maddelerin hareketi dahil olmak üzere vücutta bir dizi önemli rol üstlenir ve ayrıca toksinlere veya enfeksiyonlara yanıt olarak bağışıklık işlevlerini yerine getirir. Köpeklerde lenfoma yaygın mıdır? Lenfoma, köpeklerde, kanser teşhislerinin %15-20'sini oluşturan nispeten yaygın bir kanserdir. Orta yaşlı ve yaşlı köpeklerde en yaygın olan kanser türüdür ve bazı ırklar bu türe yatkındır. Golden Retrieverlar, Boxer, Bullmastiffler, Basset Hounds, Saint Bernardlar, İskoç Teriyerleri, Airedale Teriyerleri ve Bulldoglar lenfoma geliştirme riskini taşırlar. Bu, doğrulanmamış olmasına rağmen, lenfomada genetik bir bileşen olabileceğini düşündürmektedir. Köpeklerde şiddeti ve prognozu değişen dört farklı lenfoma türü vardır. 1. Çok merkezli (sistemik) lenfoma; bu, en yaygın köpek lenfoması türüdür. Çok merkezli lenfoma, köpeklerdeki lenfoma vakalarının yaklaşık %80-85'ini oluşturur. Çok merkezli lenfomada, vücuttaki lenf düğümleri etkilenir. 2. Alimenter(sindirim) lenfoma; bu terim, gastrointestinal sistemi etkileyen lenfomayı tanımlamak için kullanılır. Alimenter lenfoma ikinci en yaygın lenfoma türüdür. 3. Mediastinal lenfoma; bu nadir lenfoma formunda göğüsteki lenfoid organlar (lenf düğümleri veya timus gibi) etkilenir. 4. Ekstranodal lenfoma; bu tip lenfoma, lenfatik sistemin dışında belirli bir organı hedefler. Ekstranodal lenfoma nadirdir, ancak ciltte, gözlerde, böbrekte, akciğerde veya sinir sisteminde gelişebilir. Lenfomanın klinik belirtileri nelerdir? Çok merkezli (sistemik) lenfomalı köpeklerde, lenfomanın ilk belirtisi lenf düğümlerinin şişmesidir. Boyun, göğüs, koltuk altı, kasık ve dizlerin arkasında bulunan lenf düğümleri genellikle en görünür ve gözlemlenmesi en kolay olanlardır. Bu lenf düğümlerinin şişmesi, köpeğin sahibi tarafından veya ilk olarak rutin bir fizik muayenede veteriner hekim tarafından fark edilebilir. Bu köpeklerin çoğunda, teşhis sırasında herhangi bir klinik hastalık belirtisi görülmez, ancak tedavi edilmezse kilo kaybı ve uyuşukluk gibi belirtiler geliştirmeye devam ederler. Diğer, daha az yaygın lenfoma formlarında, klinik belirtiler etkilenen organa bağlıdır. Alimenter lenfoma gastrointestinal lezyonlara neden olarak kusma, ishal ve kilo kaybına neden olur. Mediastinal lenfoma, göğüs içinde göğüs boşluğunda yer kaplayan ve genellikle öksürük ve nefes darlığı ile sonuçlanan lezyonlar oluşturur. Ekstranodal lenfomanın etkileri, tutulan organa bağlı olarak önemli ölçüde değişir. Lenfoma nasıl teşhis edilir? Büyümüş lenf düğümleri olan tüm köpeklerde lenfoma yoktur. Büyümüş lenf düğümleri, enfeksiyonlar veya otoimmün hastalıklar nedeniyle de oluşabilir, bu nedenle veteriner hekiminiz köpeğinizin klinik belirtilerinin nedenini belirlemek için testler yapacaktır. Lenfoma tanısında kullanılan en yaygın test ince iğne aspirasyonudur. Bu testte büyümüş bir lenf düğümünden (veya başka bir organdan) ince bir iğne ile örnek hücreler alınır. Bu hücreler daha sonra mikroskop altında incelenir ve lenfomayı gösteren kanserli hücrelerin kanıtları varsa aranır. "Lenfoma tanısında kullanılan en yaygın test ince iğne aspirasyonudur." İnce iğne aspirasyonu sonuçsuzsa veya lezyonun konumu nedeniyle yapılması pratik değilse, bu kez biyopsi yapılabilir. Biyopsi, bir doku örneğinin lenf düğümünden veya lezyondan cerrahi olarak çıkarılmasını içerir. Bu örnek işlenecek ve mikroskop altında incelenerek lenfoma varlığı aranacaktır. Veteriner hekiminiz ayrıca bu durumdaki hastanın (köpeğinizin) genel sağlığını değerlendirmek için temel tarama amaçlı kan tahlilleri yapacaktır. Bu kan çalışmasının iki bileşeni vardır. Tam bir kan hücresi sayımı, köpeğinizin kanındaki hücre tiplerinin incelenmesini, kırmızı kan hücrelerinin, beyaz kan hücrelerinin ve trombositlerin miktarlarının değerlendirilmesini içerir. Köpeğinizin iç organlarının işlevini değerlendirmek için bir serum biyokimyası kullanılır. Köpeğinize şayet lenfoma teşhisi konulursa, veteriner hekiminiz lenfoma hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bir tedavi planı geliştirmek için ek testler isteyebilir. Bu ek testler şunları içerebilir: İmmünohistokimya; Bu test, iki farklı lenfoma tipini ayırt etmek için özel boyalar kullanır: B hücreli lenfoma ve T hücreli lenfoma. Köpeğinizin lenfomasının B hücreli mi yoksa T hücreli lenfoma mı olduğunu belirlemek, prognozla ilgili bilgi sağlayabilir. Akış sitometrisi; bu, B hücresini T hücreli lenfomadan ayırt etmek için kullanılabilecek başka bir testtir. Ayrıca köpeğinizin lenfoma derecesini belirlemek için ek testler de önerilmektedir. En yaygın olarak röntgen veya ultrason gibi görüntüleme yapılmakta ve sonuçlar değerlendirilmektedir. Lenfomanın beş aşaması vardır. Evre I ve II köpeklerde nadiren görülürken, Evre III-V daha yaygındır. Evre I: sadece tek bir lenf düğümünü içerir. Evre II: diyaframın sadece bir tarafındaki lenf düğümlerini içerir (sadece vücudun önünü veya arkasını etkiler). Evre III: generalize lenf nodu tutulumu gözlemlenir. Evre IV: karaciğer ve/veya dalağı içerir. Evre V: kemik iliği, sinir sistemi veya diğer olağandışı yerleri içerir. Lenfoma nasıl tedavi edilir? Lenfoma kemoterapi ile tedavi edilir. Kullanılan çeşitli prosedürler vardır, ancak çoğu haftalık olarak verilen çeşitli enjeksiyonlardan oluşur. Neyse ki köpekler kemoterapiyi insanlardan daha iyi tolere etme eğilimindedir; kemoterapi sırasında nadiren tüylerini kaybederler veya biraz hasta gibi görünürler. Kemoterapinin en yaygın yan etkileri arasında kusma, ishal ve iştah azalması yer alır, ancak bu etkiler tüm köpeklerde görülmez. Kemoterapi seansları öncesinde yapılan kan testleri ile hastanın bağışıklık sistemi (kan sayımı) kontrol edilir ve uygun dozlarda tedavi gerçekleştirilir veya hastanın durumuna göre ertelemeye gidilir ve bu arada uygun tedavi ile hasta seansa hazır hale getirilmeye çalışılır. Düşük dereceli lokalize lenfomanın belirli türleri için cerrahi ve/veya radyasyon uygun olabilir, ancak çoğu vaka cerrahi veya radyasyonla başarılı bir şekilde tedavi edilemez. Hasta faktörleri veya sahibinin mali kısıtlamaları nedeniyle kemoterapi bir seçenek değilse, palyatif tedavi önerilebilir. Palyatif tedavi lenfomayı tam olarak tedavi etmese de klinik belirtilerde geçici bir azalma sağlayabilir ve hastayı bir süre rahatlatır. Lenfoma için prognoz nedir? Lenfoma prognozu, yalnızca özel testler ile belirlenebilen çeşitli özelliklere bağlı olarak değişir. Ortalama olarak, tedavi almayan (veya tek başına prednizon ile tedavi edilen) köpeklerin beklenen hayatta kalma süresi 4-6 haftadır. "Kemoterapi ile ortalama remisyon 8-9 aydır, kemoterapi ile ortalama hayatta kalma süresi yaklaşık bir yıldır." Kemoterapi ile lenfoma sıklıkla remisyona sokulabilir. Lenfoma hiçbir zaman tam anlamıyla "iyileşmemiş" olsa da remisyon, tüm lenfoma belirtilerinin geçici olarak çözülmesini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yine, ortalama verilere göre bazı köpekler daha az yaşarken bazı köpekler bir yıldan fazla yaşayabilir. Veteriner hekiminiz, lenfomayı daha iyi karakterize etmek için ek testler uygular ve evcil hayvanınızın prognozu hakkında daha spesifik bilgiler sağlayabilir. Hastalıkların tanısı ve tedavisi veteriner hekimlik alanında gelişen ve yenilenen imkanlarla daha hızlı olup bu makale de sadece genel bir tanımlama yapılmaya çalışılmıştır. Makalenin amacı umutsuzluk değil umudu taze tutmaya yönelik farkındalık yaratmaktır. Hayvan sahipleri ve veteriner hekim olarak görevimiz onlar için en iyisini yapmaya çalışmak ve düzenli olarak medikal taramalarının ve muayenelerinin senede en az iki kez yapılmasını sağlamaktır.
Kedinizin hangi aşıya ihtiyacı olduğunu anlamanız için, aşılama prosedürlerini ve immunizasyon (bağışıklık) ile ilgili beklenen yararları ve olası riskleri bilmeniz gerekmektedir. Kediniz için hangi aşının gerekli ve uygun olduğuna, ancak bu bilgilere sahip olduktan sonra karar verilmesi önemlidir. Kedinizin yaşam şekli, çevre koşulları, sağlık geçmişi ve şimdiki sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar; verilecek kararı etkilemektedir. Kedim neden aşı olmak zorundadır? Bağışıklık sistemi kedinizin sağlığının korunmasında çok önemli bir konuma sahiptir. Bu kompleks sistemin en önemli işlevi; özel hücre ve moleküler yapılar ile kedinizi virüs, bakteri ve diğer parazit ve organizmalardan kaynaklanan enfeksiyonlardan korumaktır. Aşılar; kedinizin bağışıklık sisteminin belli bazı hastalık etkenleri ile karşı karşıya kaldığı durumlarda, bu etkenlere karşı savaşa hazır olmasına yardımcı olur. Aşılar, antijen içerirler. Antijenler hastalık etkenine benzese de hastalık yapma kabiliyetleri yoktur. Aşı yapıldığında kedinizin bağışıklık sistemi koruyucu bir cevap geliştirir ve kediniz bu hastalık etkenlerine bir şekilde maruz kaldığında bağışıklık sistemi; ya enfeksiyondan kedinizi koruyacak ya da hastalığı hafif geçirmesine yardımcı olacaktır. Aşılar bulaşıcı hastalıkların kontrolünde önemli rol oynasalar da birçoğu istenilen seviyede bağışıklık oluşturmaz veya oluşan yanıt her kedide aynı seviyede olmayabilir. Dolayısı ile aşılı olsa bile kedinizi bulaşıcı hastalığı kapabilecek çevrelerden uzak tutmalısınız. Yavru kedilere neden seri aşılamalar yapılır? Yavru kediler doğumdan sonraki ilk saatlerde annelerinden emdikleri sütten geçen (maternal) antikorlar (koruyucular) sayesinde kendi bağışıklık sistemleri gelişene kadar korunurlar. Ancak bu pasif antikorlar doğumdan sonraki haftalarda azalarak kaybolurlar ve yavru kedi enfeksiyonlara açık hale gelir. Aşılamalar başladığında eğer maternal antikorlar halen yavru kedide yüksek seviyede bulunuyorsa yapılan aşılarla maternal antikorlar çarpışırlar ve bağışıklık siteminin doğru bir şekilde aşıdan yararlanmasını engelleyebilirler. Yani aslında her yapılan aşı koruma sağlayamayabilir. Dolayısı ile ilk aşılamalar, yavru kediler 6 ila 8 haftalık iken, 3-4’er hafta aralarla maternal antikor seviyesi azalana kadar yapılır. Bazı kedilerde maternal antikorların 12 haftalık olana kadar kanda bulunduğu bildirilmiştir. Aşılama başlarken eğer kediniz için uygun ve güvenli ortam varsa, maternal antikorların azalacağı dönem sonuna kadar aşılama ertelenebilir. Zorunlu olarak yapılması gereken aşılar nelerdir? Uluslararası Veteriner Hekimler Birliği (WSAVA) tarafından yayınlanan aşılama klavuzunda kediler için yapılan aşılar iki kategoriye ayrılarak önerilerde bulunulmuştur. Core/Non-Core (yapılması zorunlu olan ve zorunlu olmayan) aşılar. Core aşılar tüm kediler için gerekli olan ve hayati önem taşıyan aşılardır: Karma aşı; Panleukopeni (kedi gençlik/distemper), Calicivirus, Herpes virus içeren aşılar ve kuduz aşısı. Non-core aşılar ise kedinin yaşam şartları göz önünde bulundurularak yapılması gereken aşılardır. Bu aşılar ise; Kedi Leukemia Virüsü (FeLV), Bordotella, Chlamydophilafelis ve Feline Immunodeficiency Virüs (FIV) aşısıdır. Veteriner hekiminiz hangi aşının yapılacağına; kedinizin yaşı, yaşam şartları ve sağlık durumuna göre karar vermelidir. Kedim ne kadar sıklıkla aşılanmalıdır? Hekiminiz; aşılama programını ve sıklığını kedinizin yaşı, sağlık durumu çevre ve yaşam şekline bağlı olarak programlayacaktır. Kedinizin aşıya ihtiyacı olup olmadığı, mevcut aşıların yeterli koruma sağlayıp sağlamadığı veya özel bir sağlık sorunu olan kedinizin yıllık aşılarının yapılmaması veya ertelenmesi durumunda bu karardan onun nasıl etkileneceğini ancak daha önce yapılan aşıların antikor titre seviyeleri (yani koruyuculuk seviyesi) ölçerek anlaşılabilir. WSAVA ve BSAVA gibi kuruluşlarca yayınlanan aşılama kılavuzlarında antikor seviyesi ölçümleri ayrıntılı olarak açıklanmakta ve Feline Vaccicheck Antikor Eliza Testi ile bu titre ölçümlerinin yapılması ve uygun durumdaki kedilere aşı yapılması önerilmiştir. Kliniğimizde aşı programları yukarıda özetlenen bilgiler ışığı altında; kedinizin yaşadığı ortam, yaşı ve sağlık durumu göz önüne alınarak uygulanmaktadır.
Ozon Terapisi Ozon ve diğer oksijen terapileri, 100 yılı aşkın bir süredir insan ve hayvan tedavilerinde kullanılmaktadır. Bilimadamlarının, vücuttaki yüksek oksijen seviyesinin olumlu etkilerini farketmesi üzerine, bu terapilerin popülerliği gittikçe artmaya başlamıştır. Günümüzde, hedeflenen dokulara kolay çözülebilir oksijen taşıyan hiperbarik tedavi ve ozon terapilerinin; her türlü zarar görmüş ve iltihaplanmış dokunun varolduğu durumlarda, virüs, mantar ve bakterilerin yok etmede ve genel sağlık durumunun iyileşmesinde etkili olduğu kanıtlanmıştır. Medikal alandaki kullanımının yanısıra ozon; hayvancılık, su tankları, büyükbaş embriyo transferi, yüzme havuzları, spa ve dünya genelinde 2000'den fazla belediyenin su arıtma sistemlerinde de kullanılan önemli bir dezenfektandır. Nasıl Çalışır? En basit anlatımla; ozon (O3), 3 oksijen atomundan oluşur. Doku ile etkileşime girdiğinde ise, bildiğimiz 2 oksijen atomlu oksijene (O2) dönüşür, ve açığa çıkan 1 oksijen molekülü de, dokudaki diğer moleküller ve kimyasallarla birleşir. Bu, şu açıdan önemlidir; birçok mikroorganizma ve kanser hücreleri, kendi yaşam döngülerinin bir döneminde, eğer zengin oksijenli ortama rastlarlarsa yokolurlar. Yani sağlıklı hücreler, oksijenden zengin bir ortama gereksinim duyarlar. Medikal ozon; medikal oksijenin, ozon jeneratörü tarafından elektriksel olarak uyarılması ile elde edilir ve 1870'li yıllardan beri medikal ve naturopatik tıp alanlarında kullanılmaktadır. (Naturopatik: homeopati, akupunktur gibi diyet ve yaşam tarzı danışmanlığı da dahil olmak üzere sağlık alanındaki "doğal" yaklaşımları, geniş bir yelpazede barındıran alternatif tıbbın bir formudur.) Doğru kullanıldığında hiçbir yan etkisi olmayan bu son derece güvenli terapi yöntemi genel olarak; iltihapları azaltmak, bağışıklık sistemini harekete geçirmek, bakteri, virüs, mantar ve mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek gibi birçok açıdan etkilidir. Tedavi Protokolü Nedir? Şu unutulmamalıdır ki, tek başına ozon terapisi mucizevi bir yöntem ya da ilaç kesinlikle değildir. Daha çok, hastanın iyileşmesinde destek sağlayan destekleyici tedavi yöntemidir. Ozon terapisi, uygulanan geleneksel tedavilerin yanına ek olarak uygulandığı zaman en iyi sonucu verecektir. Çünkü sonuç olarak, vücudun iyileşmesi görevini gerçekleştirmesi gereken yapı, bağışıklık sisteminin kendisidir. Ozon tedavisi, sadece hekim kontrolünde ve medikal ozon cihazlarıyla yapılmaktadır. Kullanılacak ozon tedavisinin sayı, sıklığı ve yöntemi; hastalığa göre değişir. Tedavi planı, evcil hayvanınızın özel tıbbi durumuna bağlı olarak, bireysel olarak belirlenecektir. Hangi durumlarda ozon terapisinden yaralanılabilir? Her türlü viral enfeksiyonda (FeLV Lösemi, FIV, FIP, Herpes, Parvovirus vb.) Her türlü bakteriyel enfeksiyonda (Lyme hastalığı, Toksoplazma/Toxoplasmosis, Stafilokok/Staphylococcus enfeksiyonları vb.) Her türlü mantar enfeksiyonunda (Candida, Ringworm vb.) Kanser tedavisinde ve önleyici olarak Detoksifikasyon için veya çevresel hipersenstivite (aşırı duyarlılık) olgularında Artrit ve dejeneratif (zarar görmüş) eklem hastalıklarında Otoimmun (bağışıklık sistemi) bozukluklarında Deri yaralanmaları veya yanıklarında Üst solunum yolu, üriner sistem hastalıkları veya dolaşım yetersizliklerinde Kafa travmaları, omurilikte oluşan enfeksiyonlar, nörolojik hastalıklarda Ağız ve dişlerde oluşan yaralarda, diş apselerinde Kulak veya gözlerdeki alerjik tepki veya enfeksiyonlarda Mide veya bağırsak problemlerinde Ağrının kontrolü ve azaltılmasında Vücudun oksijen gereksimini arttıran diğer tedavi yöntemlerinde Kliniğimizde ozon terapisi, uygun görülen hastalarımızda tedavide destekleyici olarak başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Kediler anatomik özelliklerinden dolayı insan ve köpeklerden çok farklıdırlar. Uzun süreli açlık, iştahsızlık veya strese maruz kalmaları durumunda telafisi çok zor sağlık problemleri ile karşı karşıya kalırlar. Bir kedi sahiplenmek önemli bir karardır ve hafife alınmamalıdır. Kediler, kendi kendilerine yetebilmeleri ile ünlü olsalar da bu onların "hiç bir şeye ihtiyaçları yoktur" demek değildir. Ani bir kararla petshop'un camından size bakan sevimli yavruyu sahiplenmeden önce (petshoptan almak aslında çok hatalıdır) ödevinizi iyi çalışıp kendinize zaman tanımalısınız. Eğer sorumluluklarınızın farkında olur ve kabul ederseniz sağlıklı ve mutlu bir kediyle, uzun süreli ve daha önce hiç hayal etmediğiniz bir dostluğa adım atmış olacaksınız. Düşünmeden sahiplenmek Eğer hiç düşünmeden, spontane olarak bir tişört veya bir çanta aldıysanız, sonunda mutlaka renginin yanlış olduğunu veya size uygun olmadığını düşünerek iade edersiniz. Bunun kimseye bir zararı olmaz. İade edilen çanta, reddedilmenin acısına varamaz. Ancak duyguları olan bir canlıyı (örn. bir kediyi ) sahiplenmek, onu geri vermek için olmamalıdır. Aşağıda verilen örneklerdeki soruları ve zorunlulukları lütfen bir kez daha düşünün. Bütçenizde kedinizin bakım ve sağlık giderleri için yer olmalıdır Eğer yavru kedi besleyecekseniz evdeki çocukların beş yaşından büyük olması veya kedinin yavru olmaması uygun olacaktır. Evdeki halı veya koltuklar kedinizden daha kıymetli olmamalıdır. Evdeki büyüklerden birinin düzenli olarak kedinin tuvaletinin temizliğini yapması, tırnaklarını kesmesi ve tüylerini taraması gerekmektedir, Kedinize ailenizde kesinlikle bir birey olarak yer ayrılması gerekmekte olup, düzenli sevgi ve oyun saatleri ihmal edilmemelidir. Bakım maliyetlerini hesaba katmamak Bir kedinin sorumluluğunu almak belli mali yükümlülükleri beraberinde getirir. Eğer bu maliyetleri kaldıramayacaksanız veya bu şekilde bütçe ayırmak fikri sizin için uygun değilse belki de en iyisi vazgeçmenizdir. Bir kediyi evlat edinmek aslında bir çocuğu evlat edinmekle kıyaslanabilir. Bazen üzerinde “eve ücretsiz götürebilirsiniz/bedava kedi yavruları” gibi ifadelerle verilmek istenen veya sokakta beni sahiplen diye bacağınıza sürtünen bir kediye karşı koyamayabilirsiniz. Ancak sokakta sadece bir kedinin temel ihtiyaçlarını karşılamakla, tamamen sorumluluğu üzerinize almak çok farklı şeylerdir. Yanlış ekonomi: Ucuz kedi mamaları ile beslemek Ekonomik görünen ucuz kedi mamaları sonunda size 10 kat daha fazla tedavi masrafı çıkartacaktır. Kediler gerçek etoburlardır ve kaliteli proteine ihtiyaç duyarlar. Fazladan eklenen tahıla, mısıra (ucuz bir protein kaynağıdır) ihtiyaçları yoktur. Ancak ucuz mamaların büyük bir kısmı bu tarz, et olmayan protein kaynaklarını kullanırlar. Ayrıca kullanılan koruyucu maddelerin de kanserojen etkileri vardır. İyi kalitede beslenen kediler daha az yiyerek doyarlar. Dışkı miktarları daha az olur. Dengeli beslendikleri için sindirim ve boşaltım sistemi ile ilgili sorun yaşamazlar. Kediniz için hangi mamanın en iyisi olduğunu veteriner hekiminizden öğrenmelisiniz. Kedinin dışarıda gezinmesine izin vermek Bir çok insan, kedilerin özgür olması gerektiğini düşünür ve temiz hava, bol oksijen ve güneşten mahrum olmalarının haksızlık olduğuna inanır. Diğer bir grup insan da, kedilerin evde güvenli bir ortamda daha sağlıklı ve uzun bir yaşama şansları olduğunu düşünür. Her iki görüşün de haklı olduğu taraflar olsa da, dışarıya gidip gelen bir kediyi bekleyen potanisyel tehditleri sıramak gerekirse; trafik kazaları, başka kedilerle temas sonucu oluşan bulaşıcı hastalıklar (FIV; FeLV, FIP, ÜSY), paraziter hastalıklar (pire, kene, mantar), başka bir hayvan veya bir sadist tarafından öldürülme veya sakat bırakılma, zehirlenmeler ilk akla gelen tehditlerdir. Ev kedileri ise daha az hareketli ve tembeldirler ve hak ettikleri temiz hava ve oyun alanlarından mahrumdurlar. Ancak yaşadığımız şehir hayatı gözönüne alındığında, kedilerin evde beslenmesinin en güvenli ve sağlıklı seçim olduğu bir gerçektir. Kısırlaştırma ve kastrasyonun ihmal edilmesi Eğer bir erkek kedi; erginliğe ulaştığı yaşlarda kastre edilmezse, evde sıçratabildiği her yüzeye istisnasız idrar bırakacak, evden kaçıp diğer erkek kedilerle kavga edecektir. Dişi kediler ise kızgınlık (östrus) zamanında şiddetle miyavlayarak size uykuyu haram edecek, ayrıca değerlendireceği herhangi bir boşluğu sürpriz yavrular ile dolduracaktır. Kısırlaştırılamayan kedi ve köpekler daha agresif olurken, ileriki yaşlarda hormonal dengesizlikler sonucu bir çok hastalığa yakalanırlar. Düzenli veteriner hekim kontrolünün ihmal edilmesi Kedilerin düzenli olarak bir veteriner hekim tarafından muayene edilmesi, gerekli durumlarda tahlillerinin yapılması, ihtiyacı olan aşılarının yaptırılması gerekmektedir. Hastalandıklarında ise mutlaka hekime müracaat edilmeli olayın kendi kendine veya kulaktan dolma tavsiye edilen bir takım ilaçlarla evde düzeleceği düşünülmemelidir. Kediler anatomik özelliklerinden dolayı insan ve köpeklerden çok farklıdırlar. Uzun süreli açlık, iştahsızlık veya strese maruz kalmaları durumunda telafisi çok zor sağlık problemleri ile karşı karşıya kalırlar. Tuvalet kabının temizlemesini ihmal etmek Kediler tuvalet kaplarının yeri, boyutu ve içeriği hakkında çok takıntılıdırlar. Eğer tuvalet kapları sürekli temiz değilse, içerideki koku idrardan veya kullanılan temizlik maddelerinden dolayı onlar için berbatsa, tuvalete girdiklerinde ayakları ıslanıyor ve fazlalıklar yapışıyorsa; tuvaletlerini evin başka köşelerine yapmaya başlarlar. Bu durumda, veteriner hekim tarafından kedinizin muayene edilmesi gerekir çünkü uygun olmayan yerlere tuvaletini yapmak; ya davranış problemlerinden ya da medikal aciliyet gerektiren bir sebepten kaynaklanmaktadır. Kedinizin sizi cezalandırmak gibi bir niyeti kesinlikle yoktur. Yapılan tahliller ve muayene ile etrafa idrar/dışkı yapmanın nedeni anlaşılır ve sorun çözülmüş olur. Kedinin efendisi olunabileceğinin düşünülmesi Bir kedi sahibi olduktan ve “kedi severler” rütbesine eriştikten sonra göreceksiniz ki, kediniz sizin için bir pet değil, ailenizin bir ferdi olmuş. Ancak yasal durumlarda bizim şahsi mülkümüz olarak kabul edilirlerse de gerçekte durum çok farklıdır. Sözün bittiği yer işte burasıdır. Bir insana hükmedebilirsiniz ama bir kediye asla. Bu gerçeği unuttuğunuz zaman ise kediniz size bunu kesin bir emirle hatırlatacaktır. Dolayısı ile şu gerçeği kabul etmekte fayda vardır ki, bizler aslında, kedilerimiz tarafından “sahiplenilmekteyiz“. Kedinin kedi olduğunu gerçeğinin kabul edilmemesi Şunu kabul etmeliyiz ki kediler çocuk veya köpek değildirler. Çok farklı ve benzersiz bir tasarımla yaratılmış olmaları onları bu kadar çekici kılmaktadır. Ancak bazı davranışları, eğer neden öyle davrandıklarını anlayamazsak, bizlerde hüsrana neden olabilir. Kediler içgüdüsel olarak yüksek yerleri tercih ederler, tırnaklarını törpülemek isterler, meraklıdırlar, zorla kendilerine birşeyin yaptırtılmasından rahatsız olurlar, yüksek seslerden ve ani hareketlerden korkup tepki verebilirler ve bunları sadece kedi oldukları için yaparlar. Amaçları bizi kızdırmak veya cezalandırmak değildir. Sevgi ve kediyle kalın Dr. Emel Başaran
Aşılama Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler Kedi ve Köpeğinizin aşı programı, sağlık durumu göz önüne alınarak veteriner hekiminiz tarafından en uygun şekilde hazırlanacaktır. Aşılama için veteriner hekiminizin uygun gördüğü programı aksatmadan ve tarihlerine uyarak yerine getirmeniz yavrunuzun sağlığı açısından önemlidir. Bir iki günlük gecikmeler yavrunuzun sağlığını çok etkilemeyebilir fakat daha uzun zamanlı gecikmelerin risk faktörlerini arttıracağı unutulmamalıdır. Aşılar petiniz sağlıklı ise uygulanmalıdır. İç ve dış paraziti bulunan hayvanlara aşı uygulanmamalıdır. Aşılanacak hayvanlar parazitlerden arındırılmış olmalıdır. Aşılanacak yavru ve yetişkin köpeklerin vücut sıcaklığı normal ( 38-39.5 °C ) sınırlar içinde olmalıdır. Ateşin yüksek olması vücutta bir enfeksiyon olduğunun göstergesidir. Böyle durumlarda öncelikle ateşin (enfeksiyonun) nedeni bulunmalı, tedavi edilmeli ve daha sonra aşılamalara başlanmalıdır. Aşılanacak hayvanlara en az bir hafta öncesinden kortikosteroid (kortizon) türü ilaçlardan biri yapılmamış olmalıdır. Eğer petinizin devam eden bir tedavisi var ise tedavi bitimi ve bir süre sonrasına kadar aşıları ertelenebilir. Bu veteriner hekiminizin karar vereceği bir konudur. Hamilelikte aşı uygulanmamalıdır. Bu dönemdeki aşı uygulamaları petinizde ekstra stres yüklenmesine neden olacaktır. Öestrustaki (kızgınlıkta olan) hayvanlara aşı uygulanmamalı, dönemi bitinceye kadar aşıları ertelenmelidir. İster yavru, ister yetişkin olsun aşılamadan 2 gün önce ve 2 gün sonrasında yıkama yapılmamalıdır. Aşılama Öncesinde Yavrularda Özellikle Dikkat Edilmesi Gerekenler Aşılamaya başlanma zamanının belirlenmesi önemli bir noktadır. Aşılamalara yavru 6-7 haftalık olduğunda başlanmalıdır. Daha erken dönemde başlanılacak aşı uygulamaları, istenilen bağışıklık seviyesinin sağlanmasında yetersiz kalacaktır. Bunun nedeni de yavrunun anneden aldığı maternal antikorlardır. Aşılanacak hayvanlar stres oluşturacak etkenlerden uzak tutulmuş olmalıdır. Bu yüzden yavru size geldikten sonra aşılamalara başlamak için 4-5 gün beklemekte yarar vardır. Bu süreç içersinde yavru hem size hem de başlangıçta onun için yabancı olan ev ortamına alışmak için fırsat bulacaktır. Ayrıca bu 4-5 günlük dönem size yavrunun herhangi bir hastalığı olup olmadığını izleme imkanı da verecektir. Aşılama öncesi yavrulara iyi bir bakım ve beslenme uygulanmalıdır. Yavrularda ilk aşılamaya başlanmadan önce dışkı tahlili yapılarak parazit varlığı yönünden incelenmelidir. Yapılan muayene sonucu parazite rastlanırsa yavru önce parazitlerden arındırılmalı, daha sonra aşılarına başlanmalıdır. Yavruların 4-6 haftalık yaştan başlayarak aşılama serileri tamamlanıncaya kadar geçen sürede çevredeki diğer hayvanlardan izole edilmesi gerekmektedir. Ayrıca aşılamalar bitene kadar yavrular dışarı çıkartılmamalı ve dışarda gezdirilmemelidir. Eğer izolasyon mümkün değilse, köpek sahipleri yavruları, çok sayıda köpeğin bir araya geldiği parklar, dinlenme alanları gibi yerlerden uzak tutarak, yavrularının hastalığa yakalanması ihtimalini en az seviyeye indirmelidirler. Yavrular aşılama bitene kadar yıkanmamalıdır. Çünkü yavrularda bağışıklık daha henüz tam olarak gelişmediğinden yapılacak yıkama, yavrunun direncini kıracak ve hastalıklara karşı duyarlı hale getirecektir. Bu dönemde eğer gerekiyorsa temizlik işlemi için kuru şampuanlar kullanılmalıdır. Yavru aşılarının bittiği dönemden sonra yapılacak olan aşı uygulamalarından (tekrar aşılar) bir hafta öncesine ve aşıdan bir hafta sonrasına kadar petinize banyo yaptırmayın. Yeni banyo yapmış hayvanlara aşı yapmak birtakım olumsuzluklara (ateş, keyifsizlik…) yol açabilmektedir. Kedi ve Köpeğinizi yavru aşılamaları bittikten bir hafta sonra dışarıya çıkartmaya başlayabilirsiniz.
Dermatofitosiz, kedi ve köpekleri etkileyen bir mantar enfeksiyonudur. En sık enfeksiyon yapan türler Microsporum canis, Microsporum gypseum veya Trichophyton mentagrophytes.dir. Dermatofitosiz, insanlara ve diğer hayvanlara kolayca bulaşır. Bulaşma enfekte deri, tüy kontamine olmuş eşyalar ve toprak yolu ile olur. Sporlar dış ortamda çok uzun zaman canlı kalabilmektedir. Dolayısı ile tedavi sürecinde çevre temizliği mutlaka yapılmalıdır. Dermotofitosiz de klinik görünüm diğer deri hastalıkları ile karışabileceği için veteriner hekim tarafından teşhisin konulması tedavi öncesi şarttır. Mantarda görülen belirtiler Klinik belirtiler non-spesifiktir, belirtiler deri enfeksiyonu olduğu yönünde şüphe uyandırsada “mantar” ı işaret etmez. Yuvarlak şekilli tüy dökümü daha çok baş bölgesinde olmak üzere bacaklar veya kuyrukta görülen tek belirti olabilir. Tüysüz alanların etrafında ufak papuller oluşabilir. Deri de pullanma ve yangı oluşabilir. Kepeklenme görülebilir. Teşhis Klinik görünüm teşhiş için yeterli olamayacağı için ayrıntılı tetkikler yapılması önerilmektedir. Teşhis yöntemleri arasında kullanılan “wood lambası” teşhis için %100 güvenilir bir yöntem olmamakla beraber bazı hekimler tarafından kullanılabilir. ( patogen formların bazıları floresan ışıkta parlamazken, non patogen formlar + sonuç verebilir ) En uygun teşhis yöntemi mikroskop altında deri kazıntısının incelenmesi ve daha sonra etkenden “fungal kültür “ yapmaktır. Tedavi seçenekleri Mantar, insanlar ve diğer petler için oldukça bulaşıcı olduğu için çevresel temizliğin ve dezenfeksiyonun önemi unutulmamalıdır. Tedavi topikal veya oral tedavi şeklinde uygulanabilir. Ufak, izole lezyonlar hiçbir tedavi uygulanmazsa 4 aya kadar bir sürede kendiliğinden iyileşebilir. (fakat bu dönemde pet,çevre için bulaştırıcı olacaktır) Topikal uygulamalar öncesi bazen tüylerin traş edilmesi düşünülebilir ancak bu duruma veteriner hekimin karar vermesi gerekmektedir. Topikal tedavi seçenekleri veteriner hekiminiz tarafından belirlenmelidir. Mantar aşıları ise sadece medikal tedaviye destek olarak kullanılmalıdır. Sistemik tedavi yaygın mantar enfeksiyonlarında önerilebilmektedir. Ancak tedavi öncesi bir takım kan testleri yapılması önerilmektedir. Bazı ilaçlar gebelikte kullanılamayacağı için böyle bir durumda veteriner hekime gebelik şüphesi varsa belirtilmelidir. Mantar enfeksiyonu geçiren kedi ve köpeklerin eldivenle tutulması ve daha sonra ellerin yıkanması mutlaka izlenmesi gereken koruyucu önlemlerdendir.
İlkbaharın gelmesi ile açılan alerji sezonu sadece biz insanları değil, minik dostlarımızı da etkilemektedir. Özellikle köpeklerde alerjiyi tetikleyen mekanizmalar ile insanlardaki alerjileri başlatan sebepler hemen hemen birbiri ile aynıdır. Oldukça karmaşık bir mekanizma ile oluşan bu durumu daha basit bir şekilde ifade etmek gerekirse; konuya "alerjen" tanımı ile başlamak gerekir. Alerjenler, bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak algılanan maddelerdir. Alerjik reaksiyonlar ise, bu ve benzeri maddelere karşı gelişen yanıtlardır. Polenler, küfler, akarlar, pire ve gıda olarak alınan maddelerden özellikle proteinler; alerjik reaksiyonlara neden olabilirler. Köpeklerdeki alerjiler kendilerini daha çok deride yangı ve irritasyon olarak belli ederler ve "alerjik dermatitis" olarak adlandırılırlar. Şiddeti değişken kaşıntı belirgindir. Köpekler kaşıntı hissiyle başedebilmek için vücutlarında bazı yerleri ısırıp yalarlar veya arka ayakları ile ulaşabildikleri yerleri kaşırlar. Ayrıca vücutlarını halı veya mobilya kenarlarına sürterek rahatlamaya çalışırlar. Bu şekilde devam eden kaşıntı ve kaşıma döngüsü sonucu deri yangılanır ve dokunulduğu zaman ağrı ve hassasiyet oluşur. Tüylerde dökülme, hot spot (sulu kızarık lezyonlar), kabuklu veya açık yaralar oluşur. Diğer alerjik belirtiler arasında kulak enfeksiyonları, hapşırık, göz yaşı-burun akıntısı ayrıca genel olarak ciltte kızarıklık vardır. Köpeğinizdeki alerjiye nasıl başa çıkabilirsiniz? Köpeğinizin bir an önce rahatlatılması ve kaşıntı hissinin azaltılması gerekir. Derisinde biriken çevresel alerjenleri uzaklaştırmak için sık olarak hypoallerjik veya özellikle yangılı deri ve kaşıntılı deri için yaralı olacak şampuanlarla yıkama yapılmalıdır. Köpeğinizin patileri dışarıdan evin içine girerken mutlaka yıkanmalıdır. Köpeğinizin kaldığı oda ve yatak, sık olarak toksik olmayan temizleyicilerle temizlenip, makinalanmalıdır. Alerjiler, immun (bağışıklık) sisteminin geliştirdiği anormal bir tepkiden kaynaklandığı için immun sistemin optimum seviyede fonkisyonunu koruması gerekmektedir. Dolayısıyla bu köpeklerin rutin aşıları ve ilaçları, özel olarak veteriner hekimle yapılacak konsultasyona göre ertelenebilir veya iptal edilebilir. Ayrıca bu köpeklerin beslenmesi ve ne yediği son derece önemli olup, özel bir diyetle beslenmesi de gerekmektedir. Alerjiler, bu tarz önlemlerin yanı sıra; veteriner hekim tarafından uygun görülen medikal tedaviler ile rahatlıkla kontrol altına alınmaktadır.
Banyo Sağlığımız açısından evde beraber yaşadığımız pet dostlarımızın temizliklerine de dikkat etmeliyiz. Dostlarımız kliniğimizde kendi deri yapılarına uygun şampuanlarla yıkanmaktadır. Ayrıca uyuz mantar dermatit gibi hastalıklarda ilaçlı banyo uygulamaları da yapılmaktadır. Traş Temizlik ve sağlık açısından evde yaşayan dostlarımıza yaz-kış, bahçede yaşayan dostlarımıza da yaz aylarında ihtiyaç doğrultusunda traş yapılması gerekmektedir. Bu traşlar ile onların rahatlaması sağlandığı gibi, deride oluşabilecek sıkıntılar önlemekte, sık ve uzun tüylerin arasında gelişebilecek zararlı bakterilerin önü kesilmiş olmaktadır.
Günümüzde veteriner hekimlikte de petlerimizin hastalıklarının erken teşhisi veya var olan hastalıklarının durumun izlenmesi ancak yapılan çeşitli kontrollerle mümkün olmaktadır. Kliniğimize müracat eden petlerimize titizlik ve yılların verdiği tecrübe ile tüm biyokimyasal veya diğer laboratuvar işlemleri, check-up, klinik hizmetleri dahilinde verilmektedir. Yapılan; Tam kan sayımı (hemogram) ile akyuvar sayımı, alyuvar ve kan pulcukları sayımı; ayrıca hemoglobin ve hematokrit değerleri ölçülür. Anemi ve diğer hematolojik hastalıklar, enfeksiyon, kanama bozuklukları, alerjik durumların değerlendirilmesinde yararlıdır. Biyokimya Tahlilleri ise bir çok parametreden oluşan geniş kapsamlı tahlillerdir. En sık uygulanan testlere örnek verirsek; Şeker hastalığında (Diabetus mellitus) Glukoz, Fructozamin, Tiroid Haslıklarında ST3, ST4 Kalp Hastalıkları ve Genel Check-up'ta kullanılan Kolesterol ve Trigliserit, Böbrek Hastalıklarında Üre, Kreatin, Karaciğer Hastalıklarında ALT, AST, GGT dir. Kliniğimizde veteriner hekimler için özel olarak üretilen ve hayvan türlerine göre, referans aralıkları kalibre edilmiş analiz cihazları ile 15 dak dan az bir zamanda tüm organ sistemleri karşılaştırmalı incelenmektedir. Ayrıca tam idrar tahlili, dışkı muayenesi ve diğer serolojik testler, antibiyogram ve kültür ile tam bir check-up imkanı sağlanmaktadır. Gerekli görüldüğü taktirde çok özel laboratuvar çalışması gerektiren testler ise yurt içi ve yurt dışında çalıştığımız referans labratuvarlarına gönderilmekte ve sonuçlar tarafımıza iletilmektedir. Vakit kaybetmeden yapılan bu tetkikler ile hastalarımızın geç kalmadan sorunları tespit edilerek doğru ve güvenilir yöntemlerle tedavi olma imkanına sahip olmaları hedeflenmektedir. PetVet veteriner kliniği tam donanımlı olarak hizmet verebilen sayılı kliniklerdendir.
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ... | 8 |






